28 Ağustos 2013 Çarşamba

FIFA 14 ve Süper Lig


İlk kez FIFA 2000'de tek denemelik bir tat bırakan ve daha sonra FIFA 07'den FIFA 11'e kadar seride art arda 5 yıl yer alan Küme-i Şahane'miz*, 3 Temmuz süreci ve Mehmet Ali Aydınlar yönetiminin ülkeye soktuğu en büyük kazık olarak bir daha oyunlara giremedi. Kapısına gelip ligin lisansını isteyen EA Sports yetkililerine "engin yöneticilik tecrübesi" ve "operasyon becerisi"ni konuşturarak "Lisans mı, ne lisansı? Lisans ne arar la TFF'de? Gidin kulüplerden alın. Ben bilmiyorum lisans misans..." cevabını vermiş ve üç kuruşluk oyun zevkimizin içine etmişti.

Olayların sıcağı sıcağına yaşandığı sezon, FIFA 12'de bulunamamıştı ligimiz. Federasyonda başkanlık değişimiyle Aydınlar'ın yerine gelen Demirören de işlerden en az Aydınlar kadar anlamadığı için, Süper Lig FIFA 13'te de yer almamıştı. Gerçi Demirören'e lisans yüzünden kızamıyorum. Zira bırakın lisansı, kendisinin futbol ve yöneticilik alanında anladığı herhangi bir konu bulunmamakta.


Fakat bu yıl, artık fazla uzayan bu sorunsalla ilgili çok değişik gelişmeler yaşandı. Nisan ayında oyun sitelerine düşen habere göre; Kulüpler Birliği ile temasa geçilmiş ve konuyla ilgili "EA Games ile anlaşma imzalama aşamasındayız. Birkaç gün içinde anlaşma tamamlanacak. Ligimiz kesinlikle oyuna eklenecek!" yanıtı alınmıştı.

TFF'nin lisans vermemesi ve EA Sports'un da -haklı olarak- bütün takımlarla tek tek görüşmek istememesi, Kulüpler Birliği'yle anlaşmanın en mâkul yol olduğunu gösteriyor. Bu nedenle çok umutlandık. Fakat doğruluğu meçhul bu üç cümle dışında, ilerleyen zamanda hiçbir gelişme yaşanmadı.

Hayran tasarımı, hoş bir Türkiye kapağı. Keşke gerçek olsa...

Fuarlar geldi geçti; yeni lisanslar, yeni ligler açıklandı; ama içlerinde Türkiye'ye dair hiçbir şey yoktu. Tabii bu sırada şaşırdığım şekilde, gelişmeleri merakla takip edenler sadece bizler değiliz. Bizim kulüplerin son zamanlarda yaptığı birçok önemli transfer ve geçen yıl hem Fener'in hem Galatasaray'ın Avrupa'yı sallamasıyla birlikte, yurt dışından da Süper Lig'e ve bu konuya ilgi inanılmaz bir düzeye ulaştı. Öyle ki; yabancı oyun editörleri, bloggerlar, serinin takipçileri... herkes bunu merak ediyor, yapımcıları gördükleri yerde bu sorularla sıkıştırıyorlar. En sonunda birkaç gün önce Gamescom fuarında serinin resmi bloguna verdiği röportajda yine Türkiye ligi sorulunca, oyunun yapımcılarından David Rutter: "Bu soru o kadar çok soruluyor ki, artık Twitter'ı bile okuyamıyorum doluluktan. Açıkladığımız yeni lisanslar var: Şili ligi, Arjantin ligi, yeni İtalyan takımları, Brezilya milli takımı... Şu an için onaylayabileceğimiz başka bir şey yok. Bekleyelim..." yanıtını verdi.

Bunun dışında Twitter'dan, Facebook'tan, forumlardan da çok soruluyor bu soru EA Sports'a. Genelde yanıt hep "bekleyelim, görelim", "şimdilik onaylayabileceğimiz bir şey yok", "gelişmeleri takip edin" şeklinde oluyor.



Peki ne olacak şimdi? Süper ligi var mı, yok mu? Şimdi konuyu elimizdeki bilgiler ve oyunlara gömdüğüm yıllarımın verdiği deneyimle yorumlayarak bir tahmin yapmak istiyorum.

Federasyon lisans vermiyor. Maalesef 3 yıldır yaşadığımız sorunun temeli bu. Bunun üstüne EA Sports gidip Kulüpler Birliği'yle görüşüyor. Eğer anlaşabildilerse bile sonuç olarak ligin lisansı alınmış olunmuyor. Yani? Şöyle ki, ligin lisansını alamamış olsalar bile 18 takımla anlaştılarsa takımları bir arada oyuna eklerler. Fakat, oyunda resmi herhangi bir lig unsuru yer almaz. Ligin logosu olmaz, menüde "Spor Toto Süper Lig" yazmaz, önceki oyunlardaki gibi ligde kullanılan top oyuna eklenmez vs. Ancak bu 18 takım, "Turkish League" gibi bir isim altında bir araya toplanabilir ve oyundaki her modda da bu şekilde geçer. Yani lig, lisanssız bir şekilde eklenmiş olur.


Bu, gayet olabilecek ve geçmişte de örneklerini gördüğümüz bir yol. Eğer böyle bir gelişme varsa, EA Sports yetkililerinin duyuru yapmaması da son derece mantıklı oluyor. Çünkü "oyuna ekledik" diyebilecekleri resmi bir lisans yok.


Yukarıda da belirttiğim gibi, bu bir "tahmin". Tamamen kişisel yorumum. "İşte böyle olacak" demiyorum! Ama EA Sports yetkililerinin bu konu her sorulduğunda verdikleri yuvarlak cevaplar, hiçbir zaman kesin bir şekilde "evet" ya da "hayır" dememeleri, bu ihtimâlin yüksek olduğunu düşünmeme sebep veriyor. Sonuç olarak, bekleyelim, görelim. Umut etmekten başka yapabileceğimiz bir şey yok şu an için.


* Four Four Two, 2007 Mart sayısı, Mert Aydın

27 Ağustos 2013 Salı

Yeni Nesil (PS4, Xbox One) - 1 - İlk Bakış


"Geldi", "geliyor", "gelecek", "gelmeli", "gelsin", "gel ulan artık!"... derken yeni nesil sonunda kapımıza dayandı arkadaşlar. Geçen sene çıkan WiiU'yu ben dâhil oyunlarla ilgili kimselerin %99'u yeni nesilden saymadığı için, asıl yeni nesil, bu sonbaharda çıkacak PS4 ve Xbox One'la başlıyor. Önce şubatta Sony, ardından mayısta Microsoft duyurdu yeni konsollarını. Sonrasındaysa E3 ve Gamescom fuarlarındaki gelişmeler ve gelen haberlerle, bu konsollar hakkında artık epey bilgi sahibiyiz.

Eh, yıllar sonra yeni konsollar geliyorken, ben de blogda bu konuya değineyim, detaylıca anlatayım dedim. Konu çok uzun olduğu için de 4 parçaya böldüm. Bu ilk bölümümüzde neyin ne olduğuna kabaca değinip, konsolların genel hatlarından bahsedeceğim. Sonraki bölümlerdeyse daha detaylı özelliklerine, kontrolcülerine ve oyunlarına değineceğim.

Önce en temelden başlayalım. Ne kadar detaylı teknolojik cihazlar olsalar da, sonuçta insanın ilk gözüne çarpan, fiziksel görünümüdür. Bu iki konsolda da ilk dikkatimizi çeken, doğal olarak boyutları oldu. Xbox One çok büyük -ve tasarım olarak da dümdüz- iken, PS4 -tasarımının güzelliği tartışılabilir olsa da- olması gerekenden çok küçük geldi gözümüze. Nihayetinde bu cihazları evde televizyonun altına koyacağımıza göre, PS4'ün bu konuda avantajlı olduğunu söyleyebiliriz.

Xbox 360, birçok yönüyle güzel bir konsol olmasına rağmen, aynı zamanda oyun tarihinin en büyük fiyaskolarından biriydi. Çünkü konsolda çok yaygın olarak ısınmaya bağlı 3 kırmızı ışık hatası yaşanıyor ve konsol ölüyordu. Özellikle ilk zamanlarda çok can sıktı bu durum. Daha sonra yapılan araştırmaya göre piyasadaki Xbox 360'ların %55'inde yaşanmıştı bu büyük sorun. İşte bu tarz bir sorunu bir daha yaşamamak için yoğurdu gereğinden fazla üfleyen Microsoft, sırf makinenin içindeki hava dolaşımının daha iyi olabilmesi için bu kadar geniş tutmuş kasayı.

Kasadan yavaş yavaş içeriye sokulup başlıca özelliklerini belirtmek gerekirse, ikisi de PC'ye çok yayın bir mimaride geliştirilmiş durumda. Ve çoğu özellikleri de hemen hemen aynı. Aralarındaki en önemli fark, PS4'te GDDR5, Xbox One'da ise DDR3 ram kullanılıyor olması. Matematiksel olarak da göze çarpan farkın yanında, PS4'ün ram'indeki o "G" harfi, kabaca grafik kartıyla da etkileşim hâlinde olduğu anlamına geliyor. Yani PS4'ün buradan bir gol attığını söyleyebiliriz. Hafıza konusundaysa, her iki konsol da 500 GB dahili hard diskle birlikte satışa çıkacak.


Bir önceki nesilde Nintendo'nun icat ettiği ve Xbox ile PlayStation'ın hemen kendilerine adapte ettiği hareket kontrol sistemleriyse, her ne kadar şimdiye kadar fazla ilgi görmemiş olsalar da yeni konsollarda da yer buluyorlar. Xbox'ın Kinect sistemi, artık daha kapsamlı tarama ve Full HD çözünürlükle yeni nesle geçiş yapıyor. PlayStation Camera ise artık ek aparatlara değil, doğrudan kontrolcüye adapte. Kinect bildiğimiz bir sistem olmasına rağmen, PS Camera biraz farklı ve henüz hakkında pek bilgi sahibi değiliz. Şimdilik arka plânda kalmış olsalar da, casual ve softcore olarak tabir edilen oyuncu kitleleri için kilit olabilecek cihazlar. Sonraki yazılarda bunlardan daha detaylı bahsedeceğim.

Konsolların çıkış politikalarına geldiğimizdeyse, Xbox One, kullansanız da kullanmasanız da Kinect'i zorunlu olarak pakete dâhil ediyor. Fakat PlayStation'da Camera zorunluluğu yok. Bu tercihler, konsolların fiyatlarına çok net bir şekilde yansıyor. Xbox One, Kuzey Amerika'da $500, Avrupa'da ise €500 fiyatla satışa çıkıyor. PS4'ün fiyatı ise, Kuzey Amerika'da $400, Avrupa'da €400.


Yılın sonlarında satışa çıkacak iki konsolun çıkış tarihleri de çok yakın. Xbox One için gün olarak kesin bir tarih söylenmemiş olsa da, Kasım ayında satışta olacak. PS4 ise Kuzey Amerika'da 15 Kasım'da, Avrupa'da 29 Kasım'da satışa çıkacak.

Peki ya Türkiye? Evet, bu çıkış bilgileri dünya için, daha doğrusu belli başlı ülkeler için geçerli. Xbox 360'ı Türkiye'ye resmi olarak, çıkışından tam 7 yıl sonra getiren Microsoft, Xbox One'ı da çıkar çıkmaz getirmiyor. Xbox One, ilk anda ABD ve Kanada'nın yanında 13 Avrupa ülkesinde satışta olacak. Türkiye'ye resmi gelişinin en az bir yıl sonra olacağı konuşulsa da, Xbox 360'tan edindiğimiz tecrübe, bu sürenin çok daha uzun olabileceğini gösteriyor.

PS4 ise, Avrupa'daki çıkışından yaklaşık iki hafta sonra, 14 Aralık'ta resmen Türkiye'de olacak. Kesin fiyatı henüz netleşmese de, 1250 TL ile 1350 TL arasında olacağı açıklandı.

Şimdilik genel olarak anlatabileceklerim bu kadar. Sonraki yazılarda, daha detaylı bakışlarda görüşmek üzere...

12 Mayıs 2013 Pazar

Tarihi Değiştiren Kararlar - 3



Oyun dünyasının tarihini değiştiren olaylara değindiğimiz bu serimize aylar sonra devam ediyoruz. Bu seferki konumuz, blogu takip eden çoğu kişinin yakından ilgilendiğini düşündüğüm, futbol oyunları.

Winning Eleven ve ISS (International Superstar Soccer) serileriyle birlikte EA Sports'un futboldaki tekelini kırmayı başaran Konami, 2001 yılında asıl etkiyi yaratacak serisine başlıyordu: Pro Evolution Soccer. İlk iki oyun sadece konsollara çıktıktan sonra, PES 3'le birlikte ilk defa PC tecrübesine de erişen Konami, FIFA'nın bu platformadki üstünlüğünü de dağıtmayı başardı. Hem oynanış olarak hem de yeni lisanslarla öncülünün üstüne çıkmayı başaran PES 4, serinin ciddi anlamda ismini duyurmasında büyük katkı sağladı.




2005'e, yeni neslin iyice kapımıza dayandığı günlere geldiğimizde, PES elini daha da güçlendirmiş, hem yeni lisanslarla topladığı ilgiyi biraz daha artırmış; hem de oynanış kısmında yaptığı yeniliklerle çıta belirleyen bir oyun olmuştu. Son yıllarda gittikçe güç kaybeden FIFA'nın piyasada tutunabilmek için kesin bir cevap vermesi gerekiyordu. Ve şeytanın aklına gelebilecek dâhiyane bir pazarlama hamlesi yaptılar...



PES yıllardır seri ismi şeklinde devam ediyordu: PES 2, PES 3, PES 4... FIFA'ysa yıl isimlerini kullanıyordu. PES'in seri rakamlarının içinde bulunulan yılla örtüşmemesi, EA Sports'a ilham verici bir fikir getirdi. Yıl sayısının ilk iki rakamını atarak son iki rakamını ön plâna çıkardılar. Ve böylece peş peşe çıkıp aynı sezonlara ait olan iki oyunun isimleri, FIFA 06 ve PES 5 oldu. İllüzyonu fark ettiniz mi? Evet, konuyu çok yakından takip etmeyip de bir mağazaya, dükkana gidip futbol oyunu almak isteyecek insanlar için "FIFA 06 > PES 5", yani "FIFA yeni oyun, PES eski" izlenimi yaratıyordu. Bu durum gerçekten hissedildi. Hatta bizzat tanık olmuşluğum bile vardır.

EA bu kurnazlığın ekmeğini; öncülünün üstüne koyup çıtayı daha da yükselten, herkesçe serinin gelmiş geçmiş en iyi oyunu olarak anılan PES 6'yla, son 10 yıldaki en kötü FIFA olarak bilinen FIFA 07'nin rekabetinde de yedi. Yeni nesle geçişle birlikte aklı başına gelip yıl isimlerine geçmeye karar veren Konami'nin PES 2008'ine kadar, rakibinden açık ara en kötü olduğu günlerde bu önemli taktiksel hamleyle piyasaya tutunmayı başardı FIFA.

Günümüzde FIFA büyük bir toparlanmanın ardından her geçen sene destan yazıyor, PES'se artık ciddi anlamda nal topluyor olsa da; durumun tersine olduğu zamanlarda Amerikan pazarlamacılığı Japon mütevazılığına sağlam darbe indirmişti bir kez daha...

8 Nisan 2013 Pazartesi

Volkan Against Racism


UEFA'nın 2009'da başlattığı uygulama gereği, UEFA'nın resmi maçlarında takım kaptanları, standart pazubantlardan birini takmak zorundalar. Irkçılığa karşı mesaj (slogan) içeren bu bantların mavi, sarı ve beyaz renkleri mevcut. Volkan'ın (ve zamanında Alex'in) mavide diretip, pazubantları belli olmayacak şekilde kullanmaları ayrıca tartışılır. Şimdi konumuz başka...


Hemen üstteki foto, bu akşamki Ordu-Fener maçından. Bazıları UEFA maçlarında bile takmaktan imtina edip kendi özgün bandını kullanmakta diretirken; Volkan lig maçında bile UEFA'nın verdiği pazubandı takıyor. Ne diyelim: "Respect"...

5 Nisan 2013 Cuma

Neredeeeeeeeeeen Nereye...




Aradan tam 17 sene geçmiş. Geçen sürede "isim" üstünden para kazanma uğruna çok saçmalamış olasalar da, yıllar sonra bile çok güzel hatırlayacaktık. Üstüne bir de bu sağlam geri dönüş, cidden çok çok sevindirdi bizleri.

Pixellerden taşan orantısız göğüsleriyle bir neslin ergenliğinin gelişim sürecinde büyük etki bırakan kahramanımız, son sevdiğimle adaş olması sebebiyle de gönlümdeki özel bir yerde ikâmet ediyor. Yıllar sonra gelen yeni oyun, PS One dönemindeki güzel hatıraları canlandırmasının, sağlamından bir nostalji yaşatmasının yanı sıra; çok da güzel bir aksiyon oyunu olmuş. Dün gece başladım, henüz başlardayım. Şimdiye kadar "survival" hissiyatını derinden hissettirdi oyun. Etraftan da hep olumlu tepkiler alması, oyunun bu çizgide devam edeceği izlenimini yaratıyor bende. Seneler sonra tekrar hoş geldin Lara Croft...

27 Mart 2013 Çarşamba

6 Yıl Sonra...


Bu gözler, İspanya milli takımının yıllar sonra iç saha formasının altına farklı renk şort giydiğini gördü. İç saha formalarıyla her zaman kendi standart (döneme göre mavi ya da lacivert) şortlarını giyer, kolay kolay da kombinasyon yapmaz İspanyollar. Avrupa Şampiyonası finalinde bile deplasman konumundayken rakibiyle neredeyse aynı şortu giymiş, kombinasyonlarından vazgeçmemişlerdi. Fransızların  masmavi kombinasyonu (ve şans eseri İspanya'nın deplasman formasının da mavi olması) bu maçta kombinasyona mecbur bırakmış.


2007'nin bu zamanlarında Old Trafford'da İngiltere'ye karşı, ilginçtir, bir hazırlık maçında bozmuşlardı iç saha kombinasyonlarını. Hatta şu meşhur 2,5 senelik, 30 küsür maçlık yenilmezlik serilerinin de başlangıcı olması sebebiyle çifte önemi vardır tarihte. Tarihlerinin açık ara en iyi dönemi olması dolayısıyla son yıllarda daha yakından takip ettiğimiz için hatırlamakta sıkıntı çekmiyorum. Benim hatırladığım, en son o maçtı. Eğer arada kaçırdığım başka maç olduysa haber edin.

Tabii bugünkü maçta 2007'ye göre çok önemli bir fark var. İngiltere maçında giyilen şort, o dönemki deplasman formalarının şortu. Ama bugünkü kırmızı şort, başka bir formaya falan ait değil. Yani böyle durumlar için düşünülmüş, ona göre üretilmiş bir "alternatif" şort. Maç günü de olamayacağına göre, demek oluyor ki, İspanyollar bu durumu öngörerek kombinasyon yapmayı göze almış ve hatta hazırlık yapmışlar. Böylece bu ender görülen kombinasyonu, önümüzdeki dönemde -ihtiyaç olması hâlinde- yıllar geçmeden de görebiliriz.

Not: Maçın 2007'de olduğunu net hatırlıyordum da, aradan geçen sürenin 6 yıl olduğunu hesaplarken bunalıma girdim. 2007'den bu yana 6 sene geçmiş olmamalı! Zaman ne çabuk geçiyor sevgili okur...

21 Mart 2013 Perşembe

La Marcha Real


Cehâlette ve ortalığı kızıştırma arayışında sınır tanımayan spor basınımızın(!) son incisi... Fazla yazacak bir şey yok, iyi saçmalamışlar yine.

Not: İspanya milli marşı "La Marcha Real", zamanında milli marş lazım olunca kullanılmaya başlanmış, esasen -adında da açıkça yazdığı gibi- kraliyet marşıdır. Günümüzde az sayıdaki "SÖZSÜZ" milli marştan biridir.

15 Mart 2013 Cuma

Steve "Esteban" McManaman


Kaç saat geçti, daha basit bir yazı yazabilecek kadar bile ancak toparlayabildim kendimi. Ulan ne sinir bozucu bir durum... İki çok sevdiğin takım aynı kupada ilerliyor. Birisi yıllardır kazanamıyorken, kazanabilecek potansiyel ve sinerjiyle yoluna devam ediyor (lig gitti, bir bu kaldı). Diğeri seneleeeeer sonra buralara gelebiliyor. Ve ikisi çeyrek finalde eşleşiyor! 8 takım var. Bu ikisinin birbiriyle eşleşme ihtimâli %14!

Bu yukarıdaki, elinin ayarını siktiğim İngiliz piçi yüzünden, bütün futbol zevkim, Şampiyonlar Ligi heyecanım kayboldu. Orospu çocuğu, başka hangileriyle eşleştirirse eşleştirsin sorun olmayacaktı (zorluktan bahsetmiyorum). Gitti ikisini birbiriyle eşleştirdi.

Galatasaray'ı iyi destekledik buraya kadar. Ama bu çarpışma kötü bir tâlihsizlik oldu benim adıma. Buraya kadar yaptıkları için tebrik ediyor ve yavaşça annesinin ligine uğurluyoruz Galatasaray'ı. Bu sene Şampiyonlar Ligi'ni kazanmak zorundayız. Ve hem kadro potansiyeli olarak, hem de ikinci devrede yükselen formla (ulan resmen Casi'nin sakatlanmasından sonra takım çıkışa geçti - hayırlı sakatlık?) bunu yapabilecek güçteyiz. "FATİH'İN ASLANLARI!!!" da bunu nah durdurabilir. Zaten özellike romantik Galatasaraylılarla gereksiz polemiklere girmek istemediğim için kapattım Twitter'ı falan.

Kim kazanır, kim tura yakın, kim favori... bu muhabbetlerin ötesinde, eşleşmede net olarak Real'i desteklediğimi açıkça söylüyorum. Kimin bu konu hakkında ne düşündüğü de zerre umrumda değil. Benim üç senedir futbolda -kulüpler bazında- tek taraftarlık kimliğim, José'nin takımları şeklinde. Avrupa muhabbetini sevdiğim için bu turnuvalarda bizim takımları desteklesem de (hâlihazırda Fener'e desteğimi sürdürmekteyim) benim için önce José geliyor.

Son olarak iki anekdotla yazıyı tamamlayalım. Galatasaray Şampiyonlar Ligi'nde daha önce sadece bir kez çeyrek finale çıkabilmişti. Yine Real Madrid'e elenmişlerdi. Avrupa Ligi'ndeyse (UEFA Kupası) daha önce çeyrek finale son takım yollayışımız, bundan tam 10 yıl önceydi. Lucescu'nun Beşiktaş'ı Lazio'ya elenmişti (bu inşallah tekrar etmez).

Galatasaray'ı buralara kadar geldiği için kutluyor, Fenerbahçe'ye Avrupa Ligi yolculuğunda başarılar diliyorum...

16 Şubat 2013 Cumartesi

Akustika - 9


Baştan söyleyeyim, bu seferki paylaşımımızın "kaydı" pek iyi değil. Hem ses kalitesi biraz kusurlu, hem de Matt mikrofonu gerçekten berbat kullanmış. Ama hem şarkı çok güzel, hem de bu akustik performansı ayrıca hoş olmuş. Yani mutlaka dinlenmesi gerek. Zaten öyle olmasa burada paylaşmazdım. Muse'un ilk albümünden uzun isimli bir parçanın güzel bir akustik çalışması: 'Hate This & I'll Love You'...

13 Şubat 2013 Çarşamba

Rönesans'tan Bir Kız Tavlama Macerası


Sevgililer gününe özel, bugün bir kız tavlama macerasından bahsedeceğim. Hem de -başlıkta da gördüğünüz gibi- Rönesans'tan, 1476'nın Floransa'sından...

Bir kıza nasıl yaklaşılması (ya da nasıl yaklaşılmaması) gerektiğini gösteren; ama vazgeçmemenin, peşinden 'koşmanın' elbet sonuç getireceğini de anlatan kısa ve hoş bir video. Tüm platonik aşıklara gelsin...

12 Şubat 2013 Salı

Durma...

Çekinme.
Hareket etmekten,
Adım atmaktan çekinme.
Yaptıklarının sonuçlarına katlanmaktan çekinme.
Çünkü yapmadıklarının sonuçları daha ağırdır çoğu zaman.
Bunu göze alabiliyor musun?
Alma.
Değmez çünkü.
En kötü yaptığın bile hiç yapmadığından iyidir.
Ama bunu,
En kötü yaptığının burukluğunda değil;
Hiç yapmadığının hüznünde anlarsın ancak.
Beceri değildir hayatın anahtarı;
Cesarettir,
Yılmadan devam edebilmektir.
Durduğun sürece,
Ne kadar iyi yürüdüğünü düşünmenin bir önemi yoktur.
Yürümektir önemli olan.
En kötü yürüyen de olsan;
Usanmadan yürüyebilmektir mutluluğun sırrı.
Hatta haddini bilmeden koşabilmektir bazen.
Durmak,
Yerinde saymak değil;
Sürekli gerilemektir hayatta.
Yerinde sayabilmek için bile yürümen gerektiğini,
Durunca kaybettiklerin fark ettirir sana.
Yaşam durmuyor.
Yakalamak için,
Kaçırmamak için,
Hareket etmelisin.
Sadece bir kere dur.
Son duruşun olsun.
Neden hareket etmen gerektiğini iyice kavra.
Her şey istediğin gibi olsun...

6 Şubat 2013 Çarşamba

Otantik


Son zamanlarda beni en çok 'önemli' hissettiren, Nike'tan gelen basın bültenleri. "Değerli basın mensubu..." diye başlayınca mail'lar, önceden: "Basın mensubu mu? Ne basın mensubu? O kim? Blogger'ım ben!" tepkisi veriyordum. Sonradan alıştım, hatta hoşuma gitmeye başladı. Doğrusu, forma mevzusuyla yakından alâkadar biri olduğum için en yeni formaların en detaylı fotoğraflarına anında ulaşabiliyor olmak çok memnun ediyor beni. Zaten beni eski blog zamanından beri 'ağlarına' dâhil etmiş olma sebepleri de budur. Sağ olsunlar...

Konumuza geçelim. Geçen gün Brezilya'nın yeni formaları için Nike'tan mail geldi yine. Çok güzel bir forma. Son zamanlarda Brezilya formalarını pek beğenmiyordum ama gerçekten bu defa takdirimi kazandılar. Klasik, hafif retro bir tasarımla, sade, şık bir forma yaratmışlar. Formanın güzelliği bir yana, benim takıldığım asıl konu başka.

Birkaç detaylı, güzel foto var. Onlara bakarken çok dikkatimi çeken bir husus oldu. Nike'ın 'Authentic' serisine başladığından beri son 2 (ya da 3) yılda 'elit' takımlarının formalarına koyduğu t-bant ve lazer deliklerinde -Brezilya'ya has- çok ince bir düşünce göze çarpıyor. Formanın yanlarında birkaç sıra hâlinde bulunan lazer deliklerinin en tepesindekileri, Brezilya'nın 5 Dünya Kupası zaferiyle kazandığı 5 yıldıza ithâfen yan yana 5 yıldız şeklinde basmışlar.


Ne kadar küçük, ama ne kadar anlamlı bir detay; değil mi? Zaten günümüz formalarına güzellik katan da, öyle abartılı desenler değil; böyle ufak ama mânâlı detaylar. Özellikle Nike ve Umbro çok iyi yapıyor bunu. Bu da ilgili en taze örnek olmuş. Buradan tebriklerimizi iletelim ve 'sorumlu bloggerlık anlayışımız' gereği elimize geçen detaylı fotoların kalanını da şöylece paylaşalım:






*Fotoğrafları büyük (orijinal) hâllerinde görüntülemek için üstlerine tıklayın.

5 Şubat 2013 Salı

"Cinsellik"

"Cinsel eylem insanlara ne kötülük etti ki kimse yüzü kızarmadan söz edemiyor ondan? Ciddi ve terbiyeli konuşmalarda neden yer verilmiyor ona? Hiç sıkılmadan öldürmek, çalmak, aldatmak diyebiliyoruz da ona gelince susuveriyoruz. Neden acaba? Yoksa onun sözünü ağzımızda ne kadar az harcarsak düşüncesini kafamızda o kadar büyütmeye hak mı kazanıyoruz? Çünkü belirsiz olan, en az kullanılan, en az yazılan, en saklı tutulan sözler; en iyi ezberlenen, en çok kişi tarafından bilinen sözlerdir. Her yaştaki, her baştaki insan onu, ekmeği bildiği kadar bilir. Dile, sese, harfe gerek olmadan herkesin içine yazılır."

"Suskunluğun dokunulmazlığı içine kapamışız cinsel eylemi. Çıkarmak bir suçtur oradan onu, suçlamak ve yargılamak için bile olsa. Ancak dolambaçlı sözler ve resimlerle kırbaçlamaya kalkabiliriz onu. Böylesine tiksindirici olmak bir suçlu için ne büyük şeref! Adalet dokunmayı, bakmayı suç sayıyor bu suçluya? Cezanın ağırlığı özgürlük, dokunulmazlık kazandırıyor suçluya. Kitaplar için de öyle olmuyor mu? Ne kadar yasaklanırsa o kadar çok satılıyor, daha çok okunuyorlar."

Montaigne, "Denemeler"

Akustika - 8



Bu seriyi çok sevdim. Ne zaman bloga bir iki gün bir şey yazamasam, araya sıkıştırıyorum; sayfa güncel kalıyor. Gerçi sevmesem zaten hiç açmazdım ya... Ama son zamanlarda konuyla fazlasıyla alâkadar olduğumdan, bu seri ayrıca bir gözdem konumunda. Bu "boşluk doldurma" meselesi de ayrı bir hoşluğu tabii. Neyse...

Muse'un en sevdiğim ve aynı zamanda en popüler şarkılarından Muscle Museum'ın akustik performansı. Muse'un akustik çalışmalarını diğer akustik performanslardan ayıran en önemli güzellik, Matt'in akustik gitarda da elektroda yaptıklarının aynısını yapabilmesi. Tabii ki iki enstrüman arasındaki farklardan dolayı bire bir aynı ses çıkmıyor; ama akustik gitarın kendine has hoşluğuyla farklı bir güzel tat meydana geliyor. İşte bu performansta da aynı durum söz konusu.

Görüntü kalitesinin berbatlığı için kusura bakmayın, akıllı fırınla çekmişler herhalde. Ama ses iyi, gayet anlaşılır.

2 Şubat 2013 Cumartesi

Rio 2016'da Neler Olacak?


Bugün çok enteresan bir haber duydum. Riot Games başkanı, IOC ile görüşmelerin sürdüğünü ve komitenin, e-sporların Rio 2016'da yer almasına sıcak baktığını açıklamış. ('Riot' Games, 'Rio'... Bir şeyler dönüyor ya, neyse...)

E-spor zaten apayrı bir tartışma konusu. Çok basit bir düşünceyle, video oyun turnuvası mantığıyla başlayıp artık iyice profesyonel bir iş hâline gelmiş durumda. Bu işle çok ciddi ilgilenen oyuncular var. Profesyonel takım hâline gelip, turnuvadan turnuvaya koşup ödül kovalıyorlar. Kupalar, ligler derken e-spor, başlı başına bir sektör hâline gelmek üzere. Hâl böyleyken, aktivitenin bir Olimpik dal şekline de bürünmesi, hem popülerliğini artıracak, hem de Olimpiyatlara kuşkusuz farklı bir tat katacaktır.

Ama bu söylentiler gerçekleşse bile yarışmaların ne şekilde yapılacağı, nasıl kriterler belirleneceği merak konusu. Her ikisini de çok iyi biliyorum; fakat zihnimde e-sporları Olimpiyatlara oturtamıyorum.

Bir de şu geliyor aklıma. Diyelim Olimpiyatlarda -bahsedildiği gibi- League of Legends ve Starcraft (hatta belki de FPS'ler) yer alacak. Bunun canlı yayını nasıl olacak? Düşünsenize, Levent Özçelik mikrofon başında: "Ve Fransız oyuncudan pentakill geldi!", "Rus oyuncu bugün takımını tam anlamıyla sırtlıyor, 14'üncü kill streak'i oldu." vs.

Ya da en iyisi Murat Kosova anlatsın. Zira kendisi hâlihazırda League of Legends'ın Türkiye sunucularının seslendirmecisi (bkz. http://youtu.be/x0UcW2XZwIA). Tecrübelidir yani bu konularda.

Bu proje gerçekleşir mi, bilmiyorum. Ama gerçekleşirse ilgi büyük uyandıracağı kesin.